impression

Bir Habertürk anısı da benden…

Bu haber 918 kere okunmuş.05 Temmuz 2018, Perşembe - 11:39

Yıl 2008… Sabah Dergi Grubu’ndan Otohaber’den istifa edip Ciner Dergi Grubu’na geçtim. Ciner Dergi Grubu’nda Alman Auto Zeitung dergisini haftalık olarak çıkartacağız. Almanya’ya gittik anlaşmayı yaptık. Çalışmaya başladık. Bu aşama Amerika’daki ekonomik kriz gündeme geldi. Daha sabahında Turgay Ciner “dergi grubunu kapattım” dedi. Açılmadan kapanmıştık.  Ben yönetimin isteği üzerine gruptaki Haberturk.com ve Haberturk Tv ile otomotiv sektörünün bağını kuracaktım. Haberturk Tv’de programa başladım. Haberturk.com’da yazılar yazıyorum. Bir gün benden o dönemin genel müdürü olan Renault Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar’ı TV’ye konuk olarak çağırmam istendi. Canlı yayına katılacaktı. Çağırdım, sağolsun hemen “gelirim” dedi ve tarihi vs kararlaştırdık.  Yönetimden Tolga Kabataş bana Aybar’ı programdan sonra öğlen yemeği için ağırlamak istediklerini yemeğe Fatih Altaylı ve Turgay Ciner’in de katılacağını söyledi. Bana “sen de yemekte olacaksın” dedi. Neyse sayın İbrahim Aybar ve kurumun Kurumsal İletişim Müdürü Fulya Özkan geldiler, program yapıldı ve yemeğe geçtik. Habertürk binasının en üst katında son derece lüks bir yemek odasına Tolga Kabataş, Fatih Altaylı, İbrahim Aybar, Fulya Özkan ve ben yemekteyiz. Fatih Altaylı ile de ilk yakın temasımız diyebilirim. Altaylı uzun uzun Habertürk Gazetesi’nin kuruluşunu anlatıyor. Hedefler, planlar, gazete içeriği, kağıdı vs… O dönemde de gazetenin otomotiv editörü olarak da halen Sabah Gazetesinin otomotiv editörü olan Ufuk Sandık’ın adı geçiyor. Hatta kesin gözüyle bakılıyor.  Ufuk Sandık binaya bile gelmiş görüşmeler yapmış ve gitmişti. Yemekte gazeteyi anlatan Fatih Altaylı aynen şu cümleleri sarfetti: “otomotiv sayfalarımızın editörlüğünü de Ahmet Çelik yapacak. Aslında Ufuk Sandık gelecekti ama son anda gelmekten vazgeçti. Ahmet de sektörde Ufuk kadar tecrübeli,  çok saygın bir gazeteci arkadaşımız. Sayfalarımızı ona emanet edeceğiz.” Benim de ilk kez duyduğum bir tebliğydi bu… Ardından sevgili İbrahim Aybar’ın benim hakkımda övücü 1-2 cümlesini anımsıyorum. Ben sadece “teşekkür ederim” dedim. Yemek çıkışı İbrahim Aybar ve Fulya Özkan’ı yolcu ederken beni tebrik ettiklerinde “İnanın ben de şimdi öğrendim bu durumu ama önce dergi grubu genel müdürü Mehmet Demirel’le de konuşmam lazım. Bakalım hayırlısı olsun” dedim. Konuyu o dönemin genel müdürü Mehmet Demirel’e aktardım . “Bak dergi kapandı diye üzülüyordun, Allah bir kapıyı kapadı ama öteki kapıyı açtı” dedi.   Sonra grup içinde diğer işlerimde çalışmaya devam ettim. Bir kulağım hep Fatih Altaylı’daydı. Ondan “hadi başlıyoruz” haberi bekliyordum. Bir gün iş çıkışı döner kapıda sevgili Hakan Özenen ile karşılaştık. Hakan o dönemde dergiciliği-otomobil gazeteciliğini  bırakmış PR sektörüne geçmişti.  Ben Otohaber’de o Auto Show’da yıllarca rakip olarak çalışmış, rekabetin dışında iyi bir arkadaş olmuştuk. Neyse “Fatih ile görüşmeye geldim” dediğinde konuyu anlamıştım. Auto Show’da birlikte çalışmışlardı ve belirli bir samimiyetleri de vardı.    O gün Altaylı tarafından biletimin kesildiğini anladım. Sonra duydum ki, o dönemde gazetenin ekonomi müdürü Cüneyt Toros   beni nedense istememiş. Aslında hiçbir olumsuz iletişimimiz olmamıştı. Neyse Fatih Altaylı, Cüneyt Toros ve Hakan Özenen arasında o dönemde neler oldu bilmiyorum. Kimseye de bu konuyla ilgili tek kelime etmedim.  Hakan Özenen bile bunun böyle olduğunu bunca yılın sonunda ilk kez benden bu satırları okurken öğrenecek. Özenen’e bu konuda hiç gönül koymadım… Altaylı ve Toros’un karakter yapısını üç aşağı beş yukarı bildiğimden de dert etmedim. İşime baktım unuttum gittim. TV’de programlar yaptım, sitede yazdım vs…

Ama o dönemde üst yönetime yakın biri olarak tek gözlemim vardı; gazete Turgay Ciner’in maden işleri ve ihaleleri için bir “güç” olarak kuruluyordu. Öyle de oldu. “Gücü Özgürlüğünde” sloganıyla çıkmıştı ama gücü maden ihalelerindeydi. Şimdi alınacak ihale kalmadı, yalanacak, öpülecek el kalmadı iş bitti yapı paydos dedi kısaca… Benim o gazetede keyifle okuduğum iki yazar vardı. Biri Elif Key, diğeri de Hakan Özenen… Ya işte şu günlerde herkesin bir şeyler paylaştığı “Habertürk Anıları”nda benim de küçük, acı ama gerçek olan anım bu. Başında da söylediğim gibi herkes için hayırlısı olsun… 

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.